(İSTANBUL) – CHP Grup Başkanı Özgür Özel, İBB Davası’nın 64’üncü günü sonunda, Silivri’de yaptığı açıklamada, “16 ay sonra halen daha 53 tutuklulu bu dosyadan utanıyoruz. Tarih önünde sabretmeye devam ediyoruz. Bizim sabrımız dağı delecek. Bu milletin sandık sabrı da bütün hesapları değiştirecek. Hakikatten aldığımız güçle, suçsuzluktan aldığımız güçle ve haklı olmanın verdiği cesaret ve güçle dimdik ayaktayız. Bizi yıkamayacaklar. Biz kazanacağız” dedi.
CHP Grup Başkanı Özgür Özel, İBB Davası’nın 64’üncü gününde, CHP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını dinlemek üzere geldiği Silivri Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde duruşma çıkışında açıklama yaptı. Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Bugün ‘Ekrem İmamoğlu suç örgütü’ diye ifade etmeye çalıştıkları, yaftalamaya çalıştıkları, partimizin aldığı karar gereğince 23 Mart günü, 2 milyon üyemizle ön seçime girip cumhurbaşkanı adayı olma konusundaki ön seçimde yer almak üzere hazırlık yaparken bundan tam dört gün önce, 19 Mart günü gözaltına alınan, bundan da bir gece önce 33 yıllık diploması iptal edilen, 23’ünde tüm Türkiye’de 2 milyon üyemiz sandığa gidecekken dayanışma sandıkları kurduğumuzda 15,5 milyon vatandaşımızın gidip oylarıyla aday gösterdiği, o saatlerde tutuklanıp bu cezaevine konan ve o günden bugüne de 16 aydır cezaevinde tutuklu olan cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun savunma yapmaya başlayacağı gündü bugün.
“MAHKEME BAŞKANI İMAMOPLU’NA SAVUNMA YAPTIRMAMAK İÇİN ELİNDEN NE GELİYORSA ONU YAPTI”
Hep birlikte bugün Silivri Cezaevi’nin içindeki, özel yapılmış mahkeme salonundaydık. Siz kesintisiz olarak bu duruşmayı izliyorsunuz, tarihe tanıklık ediyorsunuz, tarihi kayda geçiriyorsunuz ve vatandaşlarımızın da burada olan biteni öğrenmesine katkı sağlıyorsunuz. Tüm basın emekçilerine ilk günden şu ana gösterdikleri emekleri için teşekkür ediyoruz. Ve Allah şahittir ki, hepiniz şahitsiniz ki, hepimiz şahidiz ki ilk günden beri Ekrem İmamoğlu, ‘İlk savunmayı ben yapmalıyım. Söz verin bana. Söz verin savunma yapacağım. Çünkü mesele bu insanlarla ilgili değil. Burada 400’ün üzerinde kişiyi yargılıyorsunuz İlk gün için 100’ün üzerinde tutuklu vardı, bugün 53’e indi. Bu insanlarla kimsenin bir meselesi yok. Mesele benim. Hedef benim. Ben bu ülkenin bir sonraki cumhurbaşkanıyım. Partimin ve milletimin cumhurbaşkanı adayıyım. Bugünkü cumhurbaşkanı; benim onu bir kez daha yenmeme, partimin onu bir kez daha yenmesine, Türkiye’de iktidarın değişmesini engel olmak için partime ve bana darbe yapıyor. Hedef benim. Onun için bırakın bu masum insanlarla uğraşmayı, bırakın onları’ diyor. Gün geldi, o kadar kızdı ki ‘Bütün suçları bana atın, herkes çıksın’ dedi. Ama ‘Mesele benimle onun arasında’ diye bunu söyledi, hepiniz duydunuz. Allah şahittir ki, basın şahittir ki, hepimiz şahidiz ki o günden beri mahkeme başkanı Ekrem İmamoğlu’na savunma yaptırmamak için, mümkün olduğu kadar geç yaptırmak için, ona mümkün olduğu kadar az söz vermek için elinden ne geliyorsa onu yaptı.
“143 EYLEMDEN YARGILANIYOR, SAVUNMA YAPMASI LAZIM”
Bir süre sonra da bazı kalıplar geliştirdi. En çok da siz duydunuz. ‘Ekrem Bey zaten savunma sıranız gelince bunlara istediğiniz kadar, geniş geniş, uzun uzun yanıt vereceksiniz. Şimdi bu konuşulan bir kişi ve onun bu eylemi hakkında söz alıp açıklama yapmanıza gerek yok. Sıranız gelince nasılsa bu eylemlerin her birisine yanıt vereceksiniz’ dedi. Duydunuz, şahitsiniz, Allah şahittir. Sona doğru gelince birden mahkeme başkanı, 9 Mart günü başlarken, nisan sonunda bitecek diye öngörürken; kendisi öyle diyordu. Sonra bunun mümkün olmayacağını o da görmüşken 9 Mart’ta başlayan mahkemeyi, ‘Ne olursa olsun yarın, 9 Temmuz günü bitireceğim’ dedi. Neye göre bitireceksin? ‘Bitireceğim işte.’ Gerekçen ne? ‘Söylemem işte. Ama 9’unda tutuklu bütün sanıkların sorguları bitmiş olacak.’ E bitir ama şöyle bir durum çıkıyor ortaya: Geldi, geldi, geldi bugüne, bu noktaya. Bugün saat 14.00-14.30. Yarım gün var, yarın da tutukluluk incelemen var. 143 eylemle suçlanıyor. Birebir 143 eylemden suçlanmıyor ama ‘örgütün başı’ olunca her eylemden o da suçlanıyor, her eylemden ona da ceza isteniyor. Bu 143 eylemin 143’üyle ilgili bir şeyler söylemesi lazım, kendini savunması lazım ya da bütüne ilişkin bütüncül bir savunma yapması lazım. Bundan doğal bir şey yok.
“EN EVRENSEL KURALDIR: SAVUNMA HAKKI KISITLANAMAZ”
Diyor ki Ekrem Başkan, ‘Eğer savunmaya başlayacaksam ve savunmamı kesmeyeceksen ki kendi tahmini öyle 20-30 gün değil; üç-dört gün gibi bir sürede bütün savunmamı bitirebilirim.’ O diyor ki ‘Hayır, yarın akşam her şey bitmiş olacak.’ Ne bitecek? ‘Senin savunman bitecek. Avukatlarının savunmaları bitecek. Tutukluluk incelemesiyle ilgili savcının mütalaası, her şey bitecek. 9 Temmuz günü bu iş bitecek.’ Yani diyor ki ‘Yarım gün, belki biraz fazla vakit veririm sana. Beş-altı saatte bu 143 eylemi ve işin bütününü, sana yöneltilen bütün suçlamaları, atılan bütün iftiraları yanıtlayacaksın ve bunu benim dediğim sürede yapacaksın.’ En evrensel hukuk kuralıdır, en evrensel kuraldır: Savunma hakkı kısıtlanamaz. Bunu bilmeyen kimse yok bu dünya üstünde içerideki hakim, içerideki başkan ya da ona bu talimatı veren dışında. ‘Savunma hakkını kısıtlayacaksın’ diyor.
“12 EYLÜL YARGISI, 109 GÜN SAVUNMA DİNLEDİ”
Burada birçok kişi yargılanıyor her birisi canımız, ciğerimiz. Bir eylemle yargılanan arkadaşlarımız var. Bir eylemi bir gün savundular. Haklarıydı, analarının ak sütü gibi. Savundular, anlattılar. Hakim dinledi. Bir eylemi, bir gün dinledi. 143 eyleme, ‘Yarım gün veririm vermem’ diyor. En korkunç dönemleri anlatırken yargı için, savunma için hep darbe dönemleri konuşulur. Her darbenin yargısı acımasızdır, hukuksuzdur, vicdansızdır. 12 Eylül Kenan Evren yargısı, DİSK ana davasında Abdullah Baştürk 21 celse, 109 gün savunma yaptı. DİSK ana davası, ‘Sadece kendimi değil. İşçi sınıfının savunmasını ve işçi sınıfının bu rejimi, bu darbeyi yargılamasını konuşacağım’ dedi. 109 gün Abdullah Baştürk savunma yaptı. Bugün duruşmayı izleyen Süleyman Çelebi, üç gün kesintisiz savunma yaptı 12 Eylül rejimine. Yine Fehmi Işıklar, yedi gün aralıksız savunma yaptı 12 Eylül rejiminin mahkemesine. Bütün darbeler kötüdür, darbe rejimleri kötüdür, o dönemdeki mahkemeler göstermeliktir; o mahkemeler bunu yaptı.
“FETÖ YARGISI BİLE 76 SAAT SAVUNMA HAKKI VERDİ”
Hani karşılaştırıyoruz ya FETÖ yargısı. Buradaydık biz, biz şahitlik ettik. Alparslan Arslan, Danıştay katili. Ergenekon’dan yargılandı şurada. Tam 76 saat savunma yaptı. FETÖ yargısı dedi ki ‘Savunma hakkı kısıtlanamaz.’ Alparslan Arslan’a 76 saat tahammül etti FETÖ yargısı. Erdoğan yargısı, kendisini dört kez üst üste yenmek dışında hiçbir suçu olmayan, 16 aydır TRT’siyle, bütün yandaş kanallarıyla, servis ettiği yalan bilgi notlarıyla, bütün merkez medyasıyla haysiyet cellatlığı yaptığı, onurunu ayaklar altına almaya çalıştığı Ekrem İmamoğlu, 9 Mart’tan beri de şu anı bekleyen Ekrem İmamoğlu’na, ‘Bu devletin Alparslan Arslan’a 76 saat savunma yaptırma imkanı var ama seni süren altı saat’ dedi. Dönemin İstanbul Üniversitesi Rektörü burada yargılanıyordu Kemal Alemdaroğlu. Kemal Alemdaroğlu’nun avukatı Metin Çetinbaş, Kemal Alemdaroğlu’nun neyle suçlandığını hatırlıyor musunuz? O günden bugüne ne kaldı aklınızda? 45 saat savundu. Hakim 45 saat, Sayın Metin Çetinbaş’ı dinledi.
“HUKUK TARİHİNİN EN BÜYÜK İHSASIREYİ”
Şimdi bugün çıkmış birileri, ‘Acelemiz var. Geciktirdiniz.’ Özellikle de utanmadan sıkılmadan Ekrem Başkan’a hepimizin gözüne içine baka baka dünya hukuk tarihinin en büyük ihsasıreyi, kendisinin aslında yargılamayı çoktan bitirdiğini itiraf etti. Diyor ki ‘Ekrem Bey bakın, burada diyor bazı avukatlar bir gün konuştu. Bu ekranlarda neler neler izlettiler. Bir sürü zaman kaybettirdiniz. Onlar olmasaydı şimdi siz savunmayı uzun yapardınız.’ Kardeşim bu adam, bu yargılanan insanların bir suç örgütü olduklarına, başının Ekrem İmamoğlu olduğuna ve yargılamada bile örgütsel bir faaliyetle karar verdiklerine çoktan inanmış. Biz derdimizi kime anlatacağız? Hakimler Savcılar Kurulu’nun şu kadarcık adalete yönelik, adil yargılanmaya yönelik bir beklentisi olsa bugün görevden alır, bugün bu davadan el çektirir bunu. Bu kararı vermiş. ‘İlk günden beri her türlü oyalama yapıldı, yaptınız’ diyor. Oysa Ekrem İmamoğlu’nun bir örgüt yönettiği savunma, bu işlerin tamamen kumpas olduğu, bu işe de karar verecek güya tarafsız o. Çoktan vermiş kararını.
“ADAMIN GÖREVİ: ‘EKREM KENDİNİ SAVUNMASIN’”
Arkadan fotoğraf çeken bir izleyicinin ya da tepki gösteren, sinir krizi geçiren bir sanık yakınının ya da polemikle kavgaya tutuşan bir avukata kızıp kızıp gidip mahkemeyi kapatmanın, dört gün çalışmamanın bile hesabını Ekrem Bey’in savunma süresinden düşüyor adam. Bugün geldi ve tarihe şu notu düşmeye çalıştı. Diyor ki Ekrem İmamoğlu’na, ‘Kimlik bilgilerini söyle. Savunman başlasın. Ya da susma hakkını kullanıyorsun.’ Ekrem Başkan diyor ki ‘Bana savunma hakkımı vereceksen üç gün, üç buçuk gün, dört gün yapacağım. Vermeyeceksen, kapat celseyi. Ağustos’ta aç, o zaman yapayım. İki ay da boşu boşuna daha yatayım. Ama hakkımı kısıtlama.’ Utanmadan, sıkılmadan ‘Ben bir tarih verdim, tarih 9 Temmuz. 9 Temmuz’da bu iş bitecek.’ Sabah yaptığı gibi Fatih Keleş’in avukatlarını, dün kestiği gibi bugün kestiği gibi. Fatih Keleş’in suçlandığı eylemleri ikiye bölmüş arkadaşlar. Yarısını savunacak avukata bir dakika süre verdi. 70 kadar eylem anlatacak avukat arkadaş, bir dakika süre kaldı ona. ‘Kestim, Ekrem’e geçeceğim’ diyor. Ekrem Başkan’a yapacakları için Fatih Keleş’i savunmasını sınırladı, avukatlarını sınırladı, daha önce Murat Ongun’u sınırladı, Murat Ongun’un avukatını sınırladı. Bunların hepsi, her yerde bozma gerekçesi ama adamın derdi ‘bu dava bozulur’ değil ki adamın derdi bu rejimin düzeni bozulması. Adamın görevi ‘Ekrem kendini savunmasın.’
“REJİMİN EN BÜYÜK KORKUSU İMAMOĞLU’NUN SAVUNMASININ DUYULMASI”
Bugün diyor ki ‘Ekrem Bey niye savunma yapmak istemiyorsunuz?’ İlk günden beri istiyor adam. İlk günden beri, ‘Sen en son.’ Son güne gelince tek eyleme bir gün veren kişi, 143 eyleme altı saat süre veriyor. Avukatlar dahil. Ya Ekrem Başkan altı-yedi saat konuşacak, avukatları hiç konuşmayacak. Örneğin avukatlar üç-dört saat konusuşsa Ekrem Başkan’a iki saat bırakacak. Hesap kitap bunun üzerine kurulmuş. Ve bunun üzerinden şu görülüyor ki: Bu rejimin en büyük korkusu Ekrem İmamoğlu’nun savunması, bunun duyulması. Çünkü 16 aydır, o kadar çok yalan attılar ki başta TRT’si, yandaş kanallarının hepsi, merkez medyasına servis ettikleri bilgi notlarıyla. Hiçbirisi iddianamede yok. Ekrem İmamoğlu bununla yüzleşecek, bunu yüzüne vuracak. ‘Hani İBB lojmanlarında parkelerin altından çıkan milyon eurolar? Hani göster. ‘Videosu var’ demiştiniz. Her gece TGRT’de bunu konuşmuştunuz’ diyecek. Yok. ‘Bin 200 cep telefonu dağıtmıştım. Hani, göster.’ Yok. ‘Kiptaş’tan bedava ev vermişiz. Bir evin adresini söyle.’ Yok. Ne iddianamede var ne o iddiaları servis eden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘İddia makamı bir bütündür’ diye oraya oturttuğu kişi de var.
“BİR SAVCI, HAKİME NE YAPACAĞINI SÖYLER Mİ”
Bunların dışında iddianameye koyduklarının da kanıtı yok. Ekrem Başkan’da aksine kanıtların hepsi tamam. Onları vuracak yüzlerine. Ama korkuyorlar bundan. Bir büyük yalan, saray rejiminin devasa yalanının parça pinçik olacağı gün bugün ya o yüzden diyor ki ‘İki saatte hepsine birden cevap ver. Ne yaparsan yap, ne edersen et.’ Sonra da kapatıyor, kaçıyor. Sonra, ‘203’ü uygula’ diye bağırıyor savcı oradan. Savcı değil, orada yaptığı görev şekil itibarıyla dolmuş değnekçisi. Hani böyle diyor ya ‘Gel, gel, gel, dur.’ Ne yapacağını söyler mi ya bir savcı, hakime? Diyor ki ‘203’ü uygula.’ O ne? Ekrem Başkan’ı duruşmadan atma cezası. Ne diye yaptı bunu? ‘Ben burada yargılanmaya değil, yargılamaya geldim’ diye. Sen, ‘hepsinin suç örgütünün başı bu’ diyeceksin, bu kadar insanın günahına gireceksin, Ekrem İmamoğlu ile meselenden bu kadar eş, ana, baba, kardeş sevdiklerinden mahrum kalacak, sadece birinin oğlu olma suçundan 11 ay aslan gibi çocuklar hapiste yatmış olacak, evladının ilk cümlelerini orada anasından duyacak insanlar; sonra Ekrem İmamoğlu bu kadar haysiyet cellatlığını yüzlerine vuracakken ‘Ben yargılanmayacağım, bunları yargılayacağım’ dedi diye hem atacaksın hem hakkında yeni soruşturma başlatacaksın. Böyle bir şey olur mu?
“SÖYLENEN SÖZÜ UCUZ BİR TEHDİT GİBİ GÖRMESİN KİMSE, TARİHE ŞERH DÜŞÜYORUZ”
Suçun, iddianın ne kadar büyük olduğu, kanıtın ne olduğuyla da ilgisi yoktur savunmanın. Örneğin Nünberg Mahkemeleri. Hitler öldü, geride bıraktıklarını yargılıyor, 24 kişiyi yargıladılar, 12’sine idam cezası verdiler. En büyük savaş suçunu bütün dünyanın önünde işlemiş adam kendini savunacak. Dokuz gün kesintisi savundu kendini. Dünya kadar Yahudi’nin katliyle bu kadar insanın ölmesiyle suçlanıyorlar, dokuz gün dinleniyor. Sonra Ekrem Başkan bunlara demiş ki ‘Ben yargılanmaya değil, yargılamaya geldim.’ Hayatımda duyduğum en doğru cümle. Benzerleri duyuldu arkadaşlar. Bunu da bu gece yatmadan önce duyması gerekenler duysun. Ondan sonra uyusunlar. Fidel Castro, 1953’te diktatör Batista’ya karşı, son söz olarak onun yargıladığı mahkemede ‘Tarih beni beraat ettirecektir. Batista yargılanacak’ dedi. Ne oldu sonra? Bugün söylenen sözü öyle hafif bir söz ya da ucuz tehdit gibi görmesin kimse. Tarihe şerh düşüyoruz. Nelson Mandela 1964’te son söz olarak ‘Ölmeye hazırım, ölümü de göze aldım’ diyerek bitirdi savunmasını. Bunları duyun, ondan sonra yatın uyuyun.
“ENİNDE SONUNDA İMAMOĞLU KAZANACAK, SARAY REJİMİ KAYBEDECEK”
Biz bu gece başımızı koyduğumuzda; arkadaşlarımızın masumiyetinden emin, tarihin doğru tarafında durduğumuzdan emin, tarihin en büyük alçaklığına muhatap olduğumuzdan, en büyük iftirasına muhatap olduğumuzdan emin bir şekilde başımızı koyunca uyuyacağız. Mandela da uyumuştu, Castro da uyumuştu ama onları yargılayanlar o gece rahat uyuyamadılar. Eninde sonunda da bunların hesabını halkın önünde, milletin vicdanında verdiler. Mandela kazandı, Castro kazandı, DİSK’in namuslu sendikacıları kazandı, darbelerde zulüm görenler kazandı; Ekrem İmamoğlu kazanacak. Bu davada yargılanan herkes kazanacak. Bu saray rejimi kaybedecek. Bunun daha ötesi yoktur.
“TÜM ZAMANLARIN EN BÜYÜK KARARLILIĞIYLA, CESARETİYLE, ÖZGÜVENİYLE BURADAYIZ”
Bütün mesele savunmayı susturmaya kalkmak, bu savunmanın gerçek anlamda millete bir sesleniş olduğunu bildiklerindendir. Biz millete sesleniyoruz. Yoksa 12 Eylül darbecilerinin esirgemediği savunma hakkını bizden esirgeyenlere, FETÖ’cülerin Danıştay katilinden esirgemediği savunma hakkını bizden esirgeyenlere şaşırıyoruz mu sanıyorsunuz? Tüm zamanların en büyük kötülüğüyle karşı karşıyayız. Tüm zamanların en büyük kararlılığıyla, en büyük cesaretiyle, en büyük özgüveniyle buradayız. Alnımız açık. İşbirlikçiler ne derse desin, yalakalar ne diyorsa desin, tarihin yanlış tarafında duranlar ne diyorsa desin; cesareti olan gelsin, buradaki hukuk katliamını görsün, sonra da Ekrem Başkan’a ve arkadaşlara bir kelime daha söylesin.
“BİZİ YIKAMAYACAKLAR, BİZ KAZANACAĞIZ”
Bugün tutuksuz yargılanmalarına karar verilen az sayıda arkadaşımız için seviniyoruz, ailelerinin mutluluğunu paylaşıyoruz. 16 ay sonra halen daha 53 tutuklulu bu dosyadan utanıyoruz. Tarih önünde sabretmeye devam ediyoruz. Bizim sabrımız dağı delecek. Bu milletin sandık sabrı da bütün hesapları değiştirecek. Göreceksiniz, bir gün hem de çok geçmeden bir gün, nasıl geçmişin bütün darbe rejimleri mahkum olduysa ya da darbeye kalkışılanların buradaki yargılamaları mahkum olduysa burada yapılanlar da bir gün mahkum olacaklar. Biz arkadaşlarımıza güveniyoruz, ailelerine sımsıkı sarılıyoruz. Hakiketten aldığımız güçle, suçsuzluktan aldığımız güçle ve haklı olmanın verdiği cesaret ve güçle dimdik ayaktayız. Bizi yıkamayacaklar. Biz kazanacağız.”




