(TBMM) – MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, 23 Nisan Özel Oturumu’nda yaptığı konuşmada, “Tarih bize çok açık bir hakikati telkin etmektedir; iç cephesi sarsılan milletlerin dış baskılara direnmesi çok zordur. İç cephe, siyasi farklılıkları inkar etmek değil, milli meselelerde aynı istikamette ortak kader şuurunda birleşmektir. Anadolu işgal altındayken dünya görüşleri başka başka olsa da, yöre, köken, siyasi görüşleri farklı da olsa ilk meclisin merhum ve muhterem mebusları milletin istiklali ve istikbali paydasında tek yürek olmuş, milli mücadeleyi zafere ulaştırmışlardır” dedi.
TBMM Genel Kurulu, açılışının 106’ncı yıl dönümünde, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başkanlığında özel gündemle toplandı. Kurtulmuş’un açılış konuşmasının ardından konuşan MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, şu ifadelere yer verdi:
“Başta Büyük Millet Meclisimizin ilk başkanı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere ilk meclisin muhterem üyelerini, şehitlerimizi, gazilerimizi, kahraman ecdadımızı rahmet ve şükranla anıyorum. Burada yalnızca bir tarihi yad etmiyoruz. Milletimizin varoluş mücadelesini idrak ediyoruz. I. Dünya Savaşı sonrasında Mondros mütarekesi ve Sevr dayatmasıya ülkemiz işgal edilmiş, ordularımız dağıtılmış, silahlarımız elimizden alınmıştı. Uzun savaş yılları nedeniyle memleketimiz harap ve bitap düşmüştü, ekonomi çökmüştü. Aziz milletimiz esaret altına alınarak öz yurdunda boğulmak, vatanımız parçalanmak isteniyordu. Ancak o gün bütün dünyaya şu hakikati bir kez daha haykırdık; karakterimizde esaret yoktur, teslimiyet yoktur.
“Meclisimiz milli mücadelenin yönetim karargahıdır”
Şu an çatısı altında olduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de açılmış, Polatlı’dan top sesleri gelirken milli mücadeleyi sevk ve idare ederek safere taşımış, 29 Ekim 1923’de de Cumhuriyetimizle taçlandırılmıştır. Meclisimizin açılışı, bir milletin kendi mukadderatına bizzat el koymasıdır. Meclisimiz Amasya’da haykırılan istiklal beyanıdır. Erzurum’da ilan edilen ‘vatan bir bütündür’ yeminidir. Sivas’ta tecessüm eden milli egemenlik iradesidir. Bu mukaddes adımlar 23 Nisan 1920’de Ankara’da birleşmiş, bu yüce çatı altında kurumlaşmış, meşruiyet kazanmış ve devlet olmuştur. Milletin gür sesi burada milli irade haline gelmiştir. Bu sebeple Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece yasama heyeti değildir. Meclisimiz milli mücadelenin yönetim karargahıdır. İstiklal davamızın meşru hukuk zeminidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa eden kurucu iradenin ta kendisidir.
“Demokrasiyi milli şuurla, hukuku ve hürriyeti sorumlulukla yoğurmalı ve güçlendirmeliyiz”
Gazi Meclis’in en belirgin vasıflarından birisi de şudur; savaşın en çetin şartlarında dahi istişareden ve demokrasiden vazgeçmemiştir. Türk milleti istihdam mücadelesini yalnızca cephedeki silah kudretiyle değil, temsil fikriyle, hukuk bilinciyle ve meclis iradesiyle de kazanmışlar. Bu bakımdan milli egemenlik yalnızca bir hak değil aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Bu salonda yazılı ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesi Türkiye Cumhuriyeti’nin manifestosudur. Asıl mesele milli irdelenin yönetime en güçlü şekilde yansımasıdır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türkiye’nin tarihi tecrübesinin ve yönetim ihtiyaçlarının çağın gereklerine göre yeniden şekillenmiş halidir. Bu sistemle birlikte Meclisimiz asli fonksiyonlarına daha güçlü bir şekilde kavuşmuştur. Yasama, denetim ve temsil vasfı güçlenmiştir. Meclisimiz yüksek katılımlı, yüksek temsilli, çoğulcu ve uzlaşmacı yapısıyla milli iradenin kapsayıcı mahiyetini güçlü biçimde yansıtmaktadır. Bu sebeple Meclisimize düşen görev büyüktür. Sadece kanun yapmakla yetinemeyiz. Demokrasiyi milli şuurla, hukuku ve hürriyeti sorumlulukla yoğurmalı ve güçlendirmeliyiz.
“Memleketi temelinden yıkan iç cephenin çökmesidir”
Tarih bize çok açık bir hakikati telkin etmektedir; iç cephesi sarsılan milletlerin dış baskılara direnmesi çok zordur. Bundan dolayı Milli Mücadele dönemi sadece harici işgale karşı direnişin değil, aynı zamanda iç cephenin tahkimidir. İç cephe, siyasi farklılıkları inkar etmek değil, milli meselelerde aynı istikamette ortak kader şuurunda birleşmektir. Anadolu işgal altındayken dünya görüşleri başka başka olsa da, yöre, köken, siyasi görüşleri farklı da olsa ilk meclisin merhum ve muhterem mebusları milletin istiklali ve istikbali paydasında tek yürek olmuş, milli mücadeleyi zafere ulaştırmışlardır. Atatürk’ün nutukta ifade ettiği üzere asıl olan iç cephedir, bu cephe bütün milletin oluşturduğu cephedir. Dış cephe ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Dış cephe mağlup olabilir fakat hiçbir zaman bir memleketi yok edemez. Memleketi temelinden yıkan iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden çok daha iyi bilen düşmanlar iç cephemizi yıkmaya çalışmışlardır. I. Dünya Savaşı sonrasında işgalci devletler bir taraftan Anadolu’yu işgal ederken, diğer taraftan işbirlikçileriyle iç cepheyi bölmek, milli mücadeleyi yok etmek için yaklaşık 30 civarında iç isyanlar çıkartmışlardı. İç cephenin önemini çok iyi bilen Atatürk, İstiklal Mücadelesi’ni yürütürken Anadolu’da birlik ve beraberliği sağlamak için bu isyanları bertaraf etmiştir.
“Terörsüz Türkiye hedefi Türkiye Yüzyılı’nın kilit taşıdır”
İşte bu bakımdan Terörsüz Türkiye hedefi Türkiye Yüzyılı’nın kilit taşıdır. Bu hedef yalnızca bir asayiş meselesi hiç değildir. Milli birlik, kardeşlik ve barışın tahkimi, demokrasi ve hukukun daha da gelişmesi, huzurun tesiri bakımından hayati değerdedir. Bu anlayışla ülkemiz kronikleşmiş prangalarından kurtulmak iradesini kuşanmıştır. Bu prangaları mutlaka kırıp atacağız. Lakin böylesine hassas dönemlerde milli meseleleri istismar edenler de vardır. Toplumsal fay hatlarını kaşıyan, sokakları tahrik eden zihniyetleri de biliyoruz. Meclisimiz terörden arındırılmış, iç cephesi sağlam bir Türkiye idealine milli mutabakat zemini, hukuki ve demokratik çerçeve kazandırmakla mükelleftir. Bu mükellefiyet hepimizin omuzlarındadır. 21. yüzyıl yalnızca devletlerin mücadelesi değil, medeniyet havzalarının ve jeopolitik hedeflerin acımasızca rekabet ettiği bir yüzyıldır. Devletimiz tarihini hiçbir döneminde hadiselerin peşinden sürüklenmemiş, aksine onların istikametini tayin eden, nizam kuran ve krizleri devlet refleksiyle yöneten bir siyasi aklın taşıyıcısı olmuştur.
“Bir milletin çocuklarına bakışı kendi geleceğine de bakışıdır”
23 Nisan aynı zamanda çocuklarımıza armağan edilmiş bir bayramdır. Bugünün çocuklara itaf edilmesi, istikbalimizin onların temiz kalplerine emanet edilmesinin veciz ifadesidir. Her çocuk umut demektir. Bir milletin çocuklarına bakışı kendi geleceğine de bakışıdır. 23 Nisan işte bu yüzden yalnız bir bayram değil bir ahittir. Bizlere düşen mukaddes vazife bellidir; çocuklarımızın gözlerindeki ışık sönmesin, içindeki aslanlar küsmesin istiyoruz. Evlatlarımıza sadece müreffeh bir ülke bırakmayacağız. Daha kudretli, kerim bir devlet, daha köklü bir demokrasi bırakmak mecburiyetindeyiz.”




