(ANKARA) – EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, TBMM Genel Kurulu’nda 23 Nisan Özel Oturumu’nda yaptığı konuşmada, “Zor bela kurulan komisyonlardan çıkan bilimsel yöntemleri görmezden gelenler çocuklara hurafeden, işçi tulumundan başka bir şey vermiyor. Sosyal hizmeti, çocuk korumayı yok edenler, rehber diye imam, öğretmen diye usta dikiyorlar çocukların başına. Bugün egemenlik naraları atanlar, çocukların kanından egemenlik devşirme hayalindedir” dedi.
TBMM Genel Kurulu, açılışının 106’ncı yıl dönümünde, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başkanlığında özel gündemle toplandı. Kurtulmuş’un açılış konuşmasının ardından Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin temsilcileri söz aldı.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, 23 Nisan’ın dünyada çocuklara armağan edilmiş tek bayram olduğunu belirterek, “TBMM’de çocuklarımızın varlığını, haklarını ve geleceğini hesaba katmadan kurulan her cümle eksiktir” dedi. Arıkan şunları kaydetti:
“TBMM’nin açıldığı gün, emperyalizme karşı milletimizin sözünün başladığı gündür ancak bugün emperyalizm ve siyonizme karşı olan mücadelemiz ağır yaralar almıştır, neden? Ülkemize ve bölgemizde nizam vermeye, rejimi tarif etmeye kalkan Epstein müdavimi ve dünyadaki en büyük siyonistlerden biri Antalya diploması formunda baş köşede ağırlandı o yüzden. Şunun bilinmesini isteriz, 106 yıl önce günün imkansızlıkları içinde devleşen irade bugün bir avuç karanlık odağın karşısında suskun kalmayı hak etmiyor. Bizler ne o kahramanların bıraktığı bağımsızlık mirasını ne de çocuklarımızın yüzünü dış güçlerin vesayetine kurban etmeyeceğiz.
Arıkan: “Gelin işlerimizi istişare ile yürütelim”
İşsizliklerin, yoksulluğun, uluslararası hukukun hiçe sayıldığı; savaş ve çatışmaların en çok çocukları ve kadınları vurduğu bir dünyada vicdanın, merhametin, adaletin ve barışın merkez üssü olan güçlü bir Türkiye’ye çok ihtiyaç var.
Türkiye’de siyasetin gündemi kutuplaşma ve çatışmaları büyütmek olmamalı. İktidarıyla, muhalefetiyle hepimize düşen hak ve adalet ekseninde samimi diyalog zeminini oluşturabilmektir. Toplumun hiçbir kesimini ötekileştirmeden, dayanışma ve kardeşliği muhkem kılmaktır. Buna odaklanmayan her arayış beyhude arayış olacaktır. Biz bu kürsüden toplumun tüm kesimlerine bir çağrı yapıyoruz bu çağrı adaleti tesis etme, mağduriyetleri giderme, siyasetin dilini güzelleştirme, iyiliği bir yarışa dönüştürme, kucaklaşma ve helalleşme çağrısıdır. Biz toplumun her kesiminin bu çağrıya kulak vereceğine, destek olacağına inanıyoruz. Çünkü Türk’ü ile Kürt’ü ile insanımızın talebi adalet, güvenlik ve refah içerisinde yaşamaktır. Alevisi ile Sünnisiyle insanımızın talebi inanca saygı, düşünceye özgürlüktür. Mutedeyyini ile seküleriyle, genciyle yaşlısıyla, erkeğiyle kadınıyla insanımızın talebi geçim kaygısının ve yalnız kalma korkusunun olmadığı barış ve huzuru iklimidir. Eğer biz çözüme odaklanmışsak, bu pencereden bakarsak bu taleplerin hiçbiri birbirine karşı olan talepler değildir. Bilakis birbirini tamamlayan taleplerdir. Çünkü adalet bir bütündür, çünkü bu ülke hepimizindir.
Değerli milletvekilleri 23 Nisan’ın bize yüklediği sorumluluk tam da burada başlıyor. Önümüzde iki yol var. Ya bugün burada birbirimizi suçlamaya devam edeceğiz ya da birlikte çözümü konuşacağız. Gelin işlerimizi istişare ile yürütelim. Gelin çocukların aç yatmadığı, korkmadan okula gidebildiği, milletin iradesinin hiçbir gölgenin altında kalmadığı bir Türkiye’yi inşa edelim.”
Karaca: “Ölüm düzenini yaratanlar bayram kutluyor”
EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca ise konuşmasında çocukların yaşadığı hak ihlallerine dikkat çekti. Karaca, şunları söyledi:
“Bu kürsüden ne zaman çocuklara dair bir şey konuşsak açlığı, yoksulluğu, istismarı, zorbalığı ve ölümü gündemimize alıyoruz, almak zorunda kalıyoruz. Ama artık en çok da ölümü konuşuyoruz. Sağlık çeteleri elinde katledilen yeni doğanları konuşuyoruz. Baba hapiste anneye sokaktayken evde yananları, failleri bulunmamış kaybolanları, cinayetleri, bir bürokratın bir siyasinin şımarık veledinin arabasının altında can verenleri, çalıştığı atölyede, fabrikada alın teri kana karışanları, panzerlerin altında ezilenleri, cemaat yurtlarında ateşe atılanları, maden işçisi babası sömürgen maden patronlarının elinde aç bırakılırken ‘oyuncağımı satayım da ekmek alalım baba’ diyenleri. Şimdi de okullarda kurşunlara topluca hedef olanları konuşuyoruz.
Bakın biz bunları konuşurken ölüm düzenini yaratanlar bayram kutluyor. Üstün hizmetlerine bizden alkış bekliyorlar. Kindar ve dindar nesil uğruna eğitimi nasıl bitirdiklerini, yoksulluktan kırılan çocukları nasıl çarklara ittiklerini, yerli Epstein ağlarında çocukları nasıl dehlizlere attıklarını gizlemek için sosyal medyaya, LGBTİ’lere, ailelere, kendilerinden başka herkese buralardan parmak sallıyorlar. Her yeni ölüm haberinde başsağlığının ardından yüksek ceza diye bağırıyorlar, yasak diye bağırıyorlar.
“Bilimsel yöntemleri görmezden gelenler çocuklara hurafeden, işçi tulumundan başka bir şey vermiyor”
Derde çare olacak yasalara, önergelere hayır demek için el kaldıranlar, zor bela kurulan komisyonlardan çıkan bilimsel yöntemleri görmezden gelenler çocuklara hurafeden, işçi tulumundan başka bir şey vermiyor. Sosyal hizmeti, çocuk korumayı yok edenler, rehber diye imam, öğretmen diye usta dikiyorlar çocukların başına. Ağzından güvenlik lafı düşmeyenler bu halkın çocuklarını, gençlerini, kadınlarını yapayalnız bırakıp çareyi okula polis almakta arıyor. Maraş’ta çocuk katliamının kurşunlarının polis silahından çıktığını, Fatmanur öğretmenin okulda polis varken katledildiğini unutturmak istiyorlar.
Bu iktidar aslında kendi çaresizliğini itiraf ediyor. Çaresizdir çünkü hayatın dışına düşmüştür. Çaresizdir çünkü sömürü çarkının dişlilerini yağlamaktan ve oradan nemalanmaktan başka bir şey yapmayan ve yapmayacak olanların iktidarıdır. Çaresizdir çünkü İran’da çocuklara yağan bombaların, Gazze’de açlıktan ölen çocukların, Ukrayna’dan savaştan ülkemize getirilip istismar edilen çocukların da günahını taşımaktadır. Sömürge valisi Tom Barrack canisi ile mutlakiyet kurma hevesine kapılıp halk iradesini kayyumlarla, güdümlü yargıyla ayaklar altına alma acizliğindedir.
“Çocukları öldüren, egemenliği emperyalistlerin masasında arayan acizliğiniz batsın”
Bugün egemenlik naraları atanlar çocukların kanından egemenlik devşirme hayalindedir. Çocukları öldüren, egemenliği emperyalistlerin masasında arayan acizliğiniz batsın diyoruz. Çare bizdedir, çare haktadır, çare milyonlardadır. 23 Nisan 1923’te ortaya konulan halk iradesinin arkasında durmak, onu hakların kardeşliği ve çocuklarımızın geleceği temelinde yeniden inşa etmek, işçi sınıfının önderliğinde yeni bir kurtuluş mücadelesi yaratıp büyütmek bugün bu ülkenin her yurttaşının önündeki en önemli görevdir. Aksi halde efendinin çocukları kıydığı bu düzen sürüp gidecektir. Silahlarınız, yasalarınız, yasaklarınız, taslaklarınız, meclisiniz de efendilerin çocuklara kıydığı bu düzeni tarihin çöp sepetine yollayıp bu ülkeyi gerçek bayram günlerine götüreceğiz. Buna cesaretimiz, buna gücümüz, buna birliğimiz var. Sözümüz söz olsun gerçekten kutlanabilecek bayramlar şimdiden tüm çocuklara, ezilen halklara, Bu ülkenin yoksullarına kutlu olsun.
Altıntaş: “Anayasaya uymuyorsanız cumhuriyeti zedelemiş, hakimiyeti zedelemiş olursunuz”
Demokrat Parti adına konuşan İzmir Milletvekili Haydar Altıntaş ise konuşmasında Cumhuriyet’in temel ilkelerine vurgu yaptı. Altıntaş, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözünün Cumhuriyet’in temelini oluşturduğunu belirtti.
Cumhuriyet’in kurallar ve kurumlar üzerine inşa edildiğini ifade eden Altıntaş, “Eğer idareyi yaparken kuralları ve kurumları tanımamazlık gibi bir gayretin içine giriyorsanız cumhuriyeti zedelemiş olursunuz” dedi. Anayasanın önemine dikkat çeken Altıntaş, “Anayasaya uymuyorsanız Cumhuriyet’i zedelemiş, hakimiyeti zedelemiş olursunuz” diye konuştu.
Demokraside denge ve denetleme mekanizmalarının önemine değinen Altıntaş, “Demokrasilerde iktidar, eline geçirdiği güçle muhalefeti yok etmeye çalışırsa önce kendisini yok eder” ifadelerini kullandı. Altıntaş, bireyin korunmasının devletin temel sorumluluğu olduğunu belirterek, “Cumhuriyet’in şaheseri bireydir. Bireyin hukukunu korumak anayasanın işidir” dedi. Altıntaş konuşmasını şöyle sonlandırdı:
“Bugün içinde bulunduğumuz Cumhuriyet’i bir nimet, demokratik cumhuriyeti bir fazilet kabul ederek iktidarıyla muhalefetiyle devlet ve millet kaynaşmasını ve kucaklaşmasını bu şartlar altında becerebileceğimize inanıyor, Cumhuriyet’in kurumlarıyla, kurullarıyla ve kurucularıyla kavga etmekten vazgeçmeyi teklif ediyorum.”




