1. Haberler
  2. Ankara
  3. İYİ Parti Emek Çalıştayı… Dervişoğlu’ndan fon krizi vurgusu: “Bu işin peşini bırakmayacağız”

İYİ Parti Emek Çalıştayı… Dervişoğlu’ndan fon krizi vurgusu: “Bu işin peşini bırakmayacağız”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Yanlış ekonomi yönetiminin, milletimize ödettiği son bedelin faturasını çok iyi biliyorsunuz. Cumhuriyet tarihinin kamu gözetimindeki en büyük soygun olayından bahsediyorum. Bu olay, Türkiye ekonomi tarihine kara bir sayfa olarak geçmiştir. Bizzat iktidarın açıkladığı rakama göre 455 bin 758 vatandaşımızın birikimi, bir gecede belirsizliğe sürüklenmiştir. Tasfiyedeki fon büyüklüğü 800 milyar lirayı aşmıştır. Milletimizin fiyat algısı da değişti. Ben bu rakamı eskisiyle söyleyeyim 800 katrilyon. Buradan bir kez daha söz veriyorum: Bu işin peşini bırakmayacağız” dedi.

İYİ Parti Emek Çalıştayı… Dervişoğlu’ndan fon krizi vurgusu: “Bu işin peşini bırakmayacağız”
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(ANKARA) – İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Yanlış ekonomi yönetiminin, milletimize ödettiği son bedelin faturasını çok iyi biliyorsunuz. Cumhuriyet tarihinin kamu gözetimindeki en büyük soygun olayından bahsediyorum. Bu olay, Türkiye ekonomi tarihine kara bir sayfa olarak geçmiştir. Bizzat iktidarın açıkladığı rakama göre 455 bin 758 vatandaşımızın birikimi, bir gecede belirsizliğe sürüklenmiştir. Tasfiyedeki fon büyüklüğü 800 milyar lirayı aşmıştır. Milletimizin fiyat algısı da değişti. Ben bu rakamı eskisiyle söyleyeyim 800 katrilyon. Buradan bir kez daha söz veriyorum: Bu işin peşini bırakmayacağız” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Ankara’da Grand Mercure Otelde düzenlediği “İyi Gelecek İçin Emek Çalıştayı”nın açılışına katıldı. Dervişoğlu salona, Türk-İş Konfederasyon Genel Başkanı Ergün Atalay, Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Aslan, Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Orhan Yıldırım, Hür-Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu ile birlikte girdi. Çalıştay’a, Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, YENİ Parti Ankara Milletvekili Gamze Taşçıer, DEVA Partisi Ankara Milletvekili İdris Şahin ile geçen aylarda hak talepleriyle eylem yapan madenciler de katıldı.

Müsavat Dervişoğlu, yaptığı açılış konuşmada şunları kaydetti:
 
“Dünyanın büyük bölümü, pandemi sonrası enflasyonu yüzde 2’ler, 3’ler seviyesine indirdi. Türkiye ise eylül ayında TÜİK’in kendi rakamıyla yüzde 29,73 yıllık enflasyonla yaşıyor. ENAG’a göre bu oran ise yüzde 46,61. Peki İktidarın bu yıl için koyduğu hedef neydi? Yüzde 16. Hedef, yılın yarısında çöpe gitti ve bu hedef çöpe giderken, olan yine maaşını o hedefe göre alan işçi, memur, emekli vatandaşlarımıza oldu. TÜRK-İŞ’in eylül ayı verilerine göre, dört kişilik bir ailenin sadece mutfak masrafı, yani açlık sınırı 37 bin 801 lira. Net asgari ücret ise 28 bin 75 lira. Yani asgari ücret, bir ailenin mutfağının bile ancak dörtte üçüne yetiyor. Kira, elektrik, doğal gaz, okul, ulaşım dahil yoksulluk sınırı ise 123 bin 130 lira. Bekar bir çalışanın tek başına yaşama maliyeti ise 48 bin 885 lira. İşte size ‘büyüyen Türkiye’ masalının gerçek yüzü.

“GENÇLERİMİZ BU ÜLKEDE GELECEĞİNİ GÖREMEDİĞİ İÇİN GİDİYOR”

Resmi işsizlik yüzde 8,1. Ama çalışmak isteyip iş bulamayanı, yarım gün çalışmaya mahkum olanı, umudunu yitirip iş aramayı bırakanı da saydığınızda, geniş tanımlı işsizlik yüzde 30,6’ya ulaşmış durumda. Gençlerimizde işsizlik yüzde 14,5, genç kadınlarımızda yüzde 20’nin üzerinde… Dünya ‘Yapay zekâ çağında hangi meslekler doğacak’ diye tartışırken, bizim gençlerimiz ‘hangi kapıdan, kimin referansıyla girerim’ diye düşünüyor. Ve gençlerimiz, bu ülkede gelecek göremediği için bavulunu toplayıp yaban ellere gitmenin yolunu arıyor. İşte Türkiye’nin dünyadan ayrıştığı nokta tam olarak budur: Dünya, krizleri kurumlarla yönetiyor, Türkiye’de ise kurumlar, bizzat krizin kendisi haline geliyor. Krizin asıl sebebi ise 25 yıllık yönetim anlayışıdır.

Bu iktidar yıllarca işçiyle işvereni, üreticiyle tüketiciyi birbirine düşman gibi göstermeye çalıştı. Oysa biz biliyoruz ki; fabrikası kapanan sanayicinin yanında, işini kaybeden binlerce işçi vardır. Kepenk indiren esnafın yanında, o dükkândan ekmek yiyen bir aile vardır. Bugün Türkiye’de üretim, neredeyse cezalandırılan bir faaliyettir. Ticari kredi faizleri yüzde 40’ların üzerindedir. Sanayici krediye ya ulaşamıyor, ya da ulaştığı kredinin faizini kârıyla değil, sermayesiyle ödüyor. Enerji pahalı, hammadde pahalı, vergi yükü ağır, kur politikası ise ihracatçının belini büküyor. Sonuç, bu yılın sadece ilk yedi ayında mahkemelerden 3 bin 529 konkordato kararı çıktı. Tekstilde, konfeksiyonda, inşaatta onlarca yıllık markalarımız birer birer mühlet istiyor. Denizli’de, Bursa’da, Kahramanmaraş’ta, Gaziantep’te tezgâhlar susuyor, fabrikalar Mısır’a, Özbekistan’a, komşu ülkelere göç ediyor. Her kapanan fabrika, yüzlerce işçinin ekmeğine, binlerce ailenin geleceğine mal oluyor.

“İKTİDAR TÜRKİYEYİ ASGARİ ÜCRET CEHENNEMİNE DÖNÜŞTÜRDÜ”

Gelinen noktada bu iktidar, Türkiye’yi bir ‘asgari ücret cehennemine’ dönüştürmüştür. Bugün Türkiye’de asgari ücret, fiilen genel ücret haline geldi. Mühendis de, öğretmen adayı da, hemşire de, kalifiye usta da asgari ücretin biraz üstünde bir yere sıkıştırıldı. Asgari ücret açlık sınırına doğru giderken, ortalama ücretler de asgari ücrete doğru eriyor. Bu erime, demokrasinin vazgeçilmezi olan orta sınıfı da yok ediyor. Asgari ücret, demir atılacak bir liman değil, hayata başlanacak bir iskele olmalıdır. Bugün ise milyonlarca insanın maalesef kalıcı ikametgahıdır.

“KAMU ÇALIŞANI 5 MİLYONUN ÜZERİNE ÇIKMIŞTIR”

Önemle üzerinde durulması gereken konulardan birisi de kamu emekçilerimizdir. Bize göre, Türkiye’de kamu emeğini yalnızca kaç memur var sorusuyla tartışmak mümkün değildir. Asıl mesele; kamunun kaç kişiyi istihdam ettiği kadar, bu insanların, hangi statüde çalıştığı, ne kadar ücret aldığı, nasıl işe alındığı, nasıl yükseldiği, emekli olduğunda hangi gelirle karşılaştığı, örgütlenme hakkını ne ölçüde kullanabildiğidir. 2002–2026 dönemine bu kriterler çerçevesinde baktığımızda, karşımıza yalnızca büyüyen bir kamu istihdamı değil, aynı zamanda yapısı önemli ölçüde değişmiş bir kamu personel yönetimi ortaya çıkmaktadır. 2002 yılında kamu kesiminde istihdam edilen kişi sayısı yaklaşık 2,7 milyon iken 2026 yılının ikinci yarısı itibariyle bu sayı 5 milyonun üzerine çıkmıştır.

Son 25 yılda ülkemizde kamu istihdamının mutlak büyüklüğü artmıştır. Ancak bu artışın tamamını yeni memur alımı şeklinde okumak yanlıştır. Çünkü aynı dönemde kamu personel sisteminin yapısı değişmiştir. Tam bu noktada sormamız gereken asıl soru şudur: Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu kamu hizmetini, doğru yerde, doğru sayıda, doğru nitelikte ve adil bir personel rejimiyle üretebiliyor muyuz? 2026 yılı Temmuz verilerine göre sendika mevzuatı kapsamında toplam kamu görevlisi sayısı, 3 milyon 82 bin 768’dir. Yalnızca eğitim ve sağlık hizmetlerinde çalışan kamu görevlilerinin toplamı, 2 milyon 171 bin 961 kişidir. Bu nedenle kamu personeli politikasının merkezine, öğretmeni, sağlık çalışanını, sosyal hizmet çalışanını, ez cümle vatandaşla doğrudan temas eden kamu görevlisini koymadan yapılacak hiç bir reform gerçekçi olmayacaktır. Çünkü unutulmamalıdır ki, kamuda personel politikası; aynı zamanda eğitim, sağlık ve sosyal devlet politikasıdır. Ve nihayetinde vatandaşın devletten aldığı hizmetin kalitesi meselesidir.
 
“EMEKLİ BİZİM GÖZÜMÜZDE KIDEMLİ VATANDAŞDIR”

Bu devlete ömrünü vermiş, primini kuruşu kuruşuna ödemiş emeklilerimiz. Bizim gözümüzde kıdemli vatandaşlarımız. Bugün en düşük emekli aylığı 23 bin 552 lira. Yani milyonlarca emeklimize açlık sınırının bile tam 14 bin lira altında aylık bağlanmış durumdadır. Dahası, Eski Türkiye diye küçümsedikleri dönemde en düşük memur emekli aylığı, en düşük memur maaşının yüzde 96’sı kadardı. Bugün bu oran yüzde 43’lere düşmüştür. Yıllarca yüksek prim ödemiş emekliyle, hiç prim ödememiş olan aynı tabana itilmiştir. Adalet, en düşükte eşitlemek değildir. Bugün Türkiye’de emekli olmak, açlığa mahkum edilmek ve açlıktan kurtulmak için yeniden işe dönmek zorunda kalmak demektir. Emeklinin mali hakları dediğimizde iktidar, ‘Kaynak yok’ diyor. Ama biz çok iyi biliyoruz ki ‘Kaynak var’ ama emekliye değil, iktidara yakın çevrelere, garantili projeye, israfa kaynak var.

“KEMER HEP AYNI BELDE SIKILIYOR” 

Bu tablonun elbette bir sorumlusu var. Bu tablo dış güçlerin, faiz lobisinin, ya da her krizde icat edilen yeni bir düşmanın eseri değildir. Bu tablo, çeyrek asırdır Türkiye’yi yöneten iktidarın eseridir. Tam 25 yıldır, bu ülkenin bütçesini onlar yaptı, vergisini onlar koydu, faizini onlar belirledi, asgari ücretini onlar açıkladı, emekli aylığını onlar biçti. O halde bu vahim tablonun hesabını da bu iktidar verecektir. Bu tablonun sebebini uzaklarda aramasınlar. Sebebi bu iktidarın tercihleridir. İktidar, verimlilik yerine betonu, sanayi yerine rantı, üretim yerine ithalatı tercih etmiştir. Kamu-özel iş birliği adı altında, milletimizin bugününü ve geleceğini borçlandırmaktan çekinmemiştir. İşçisine, memuruna, emeklisine ayırmadığı kaynağı, geçiş garantili köprüler ve otoyollar, hasta garantili hastaneler aracılığıyla iktidarına yakın çevrelere ayırmıştır. Yetmemiş ‘faiz sebep, enflasyon sonuç’ diyerek yıllarca süren o akıl dışı deneyin faturasını hem emekçiye, hem işverene kesmiştir. Bugün aynı iktidar, kemer sıkma diyor ama kemer, hep aynı belde sıkılıyor: Alın teriyle geçinenin belinde. İktidar elitlerinin, israfın, yandaşın kemerine ise hiç dokunulmuyor.
 
“EKONOMİ TARİHİNE KARA BİR SAYFA OLARAK GEÇMİŞTİR”

Yanlış ekonomi yönetiminin, milletimize ödettiği son bedelin faturasını çok iyi biliyorsunuz. Cumhuriyet tarihinin Kamu gözetimindeki en büyük soygun olayından bahsediyorum. Bu olay, Türkiye ekonomi tarihine kara bir sayfa olarak geçmiştir. Bizzat iktidarın açıkladığı rakama göre 455 bin 758 vatandaşımızın birikimi, bir gecede belirsizliğe sürüklenmiştir. Tasfiyedeki fon büyüklüğü 800 milyar lirayı aşmıştır. Milletimizin fiyat algısı da değişti. Ben bu rakamı eskisiyle söyleyeyim 800 katrilyon. Buradan bir kez daha söz veriyorum. Bu işin peşini bırakmayacağız, milletimizin parasının çalınmasına göz yummayacağız, İYİ Parti olarak, ihmali ve sorumluluğu bulunan herkes hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk. Bu dosyanın birkaç fon yöneticisinin tutuklanmasıyla kapatılmasına, faturanın yine milletin sırtına yıkılmasına izin vermeyeceğiz. Bizim iktidardan istediğimiz kelle değil hesap vermesidir.

Şunu açıkça söylemek zorundayım: Çalışma dünyasının sorunlarının hiçbiri, bu sistem içinde kalıcı olarak çözülemez. Bir bakanı değiştirirsiniz, yerine aynı imzanın bir başka bakanı gelir. Bir bürokratı borsadan alırsınız, başka yerdeki koltuğu yerinde durur. Çünkü sorun kişilerde değil, kişiyi her şeyin üstüne çıkaran düzendedir. Ücreti, faizi, vergiyi, atamayı, denetimi tek bir elin insafına bırakan bir sistemde,
ne işçinin hakkı ne işverenin yatırım kapasitesi ne de emeklinin birikimi güvencede olabilir. Bu yüzden İYİ Parti olarak diyoruz ki: Türkiye’nin parlamenter sisteme dönmesi bir hukuk meselesi olduğu kadar, bir ekmek meselesidir. Meclis’in bütçe hakkını gerçekten kullandığı, bağımsız kurumların liyakatle yönetildiği, hükumetin her kuruşun hesabını verdiği bir düzen, işçinin sofrasına, emeklinin cebine, sanayicinin kredisine doğrudan yansır. Aradığımız şey adalettir. Zira herkes bilir ki; adalet olmadan refah olmaz.

“EMEĞİ ESAS ALAN BİR YÖNETİM ANLAYIŞINI HAKİM KIŞACAĞIZ”

Bu çalıştaydan çıkacak her öneri, Meclis’te kanun teklifimiz, bütçede değişiklik önergemiz, sahada mücadele başlığımız olacaktır. Buradan bütün emekçilere, bütün üreticilere sesleniyorum, yalnız değilsiniz. Alın terinizin karşılığını alana kadar, fabrikanızın bacası yeniden tütene kadar, tarlalarınızdan dert yerine bereket fışkırana kadar, emeklimiz torununa gönül rahatlığıyla harçlık verene kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. ‘İşçinin hakkını alın teri kurumadan verin’ öğüdü, asırlardır bu milletin vicdanına kazınmıştır. Bugün bu ülkede alın teri sadece kurumuyor; liyakatsizlik batağında maalesef kayboluyor. İşte biz, o hakkı geri almak için yola çıktık. Bu yol, adaletin, emeğin ve milletin yoludur. ‘Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır’. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözü, gerçek vatanseverliğin en güçlü ifadesidir. Vatan sevgisini sözde değil, çalışarak, üreterek, liyakati esas alarak ve sorumluluk bilinciyle hareket ederek göstereceğiz. Atatürk’ün bu anlayışını yeniden devlet yönetiminin merkezine koyacak; görevini hakkıyla yapan, emeği ve başarıyı esas alan bir yönetim anlayışını hâkim kılacağız.”

İYİ Parti Emek Çalıştayı… Dervişoğlu’ndan fon krizi vurgusu: “Bu işin peşini bırakmayacağız”
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter