Haber: Ahmet ÜN – Kamera: Serhat YETÜT
(DİYARBAKIR) – Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi ve 2013 yılındaki çözüm sürecinde Akil İnsanlar Heyeti’nde yer alan Doç. Dr. Vahap Coşkun, “çerçeve yasa” teklifine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Türkiye, Kürt meselesinin şiddet boyutunu bu yasa teklifiyle önemli oranda çözecek gibi görünüyor. Ama geri kalan yasal ve anayasal talepleri de çözmesi lazım ki, bu barış iklimi kalıcı bir iklime dönüşebilsin” dedi.
2013’teki çözüm sürecinde Akil İnsanlar Heyeti’nde yer alan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Vahap Coşkun, ANKA Haber Ajansı’na “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Telifi’ne ilişkin hukuki, sosyal ve siyasi alanda değerlendirmede bulundu.
“Çerçeve yasanın” PKK mensuplarının bütününü kapsayan bir yasa olmadığını söyleyen Coşkun, “Yasa aslında, toplumda uzun bir süredir tartışılıyordu ve beklendiği gibi çıktı. Yasa, PKK mensuplarının bütününü değil, bir kısmının silahsızlandırılmasını öngören bir yasa. Yasaya baktığınızda, örgüt kurucuları, yöneticileri, örgüt adına propaganda yapanlar, örgüte yardım ve yataklık edenler ve finansmanına katkıda bulunanlar. Bu suçlarla haklarında kovuşturma ve soruşturma bulunanların bu yasadan istifade edebileceklerini görüyorsunuz. Kovuşturma ve soruşturmalardaki sürelere göre, istenen hapis cezalarına göre belirli erteleme süreleri öngörülüyor. 15 yıla kadar ise bu 5 yıl, 15 yıl ve daha fazlası ise, bu 10 yıllık bir erteleme süresi öngörülüyor” dedi.
İKİ GRUP YASADAN FAYDALANAMAYACAK
Yasadan istifade edemeyecek iki grubun olduğuna dikkat çeken Coşkun, “Bunlardan bir tanesi adam öldürme suçlarına dair kovuşturma ve soruşturması olanlar ile 2005 önce müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılanlar bu yasadan istifade edemiyor. Bu yasayı bir ilk adım olarak değerlendirmek gerekiyor. Muhtemelen süreç devam ettikçe süreç içerisinde başka düzenlemeler de söz konusu olabilir” ifadelerini kullandı.
“DAĞDAN İNİLDİĞİNDE BU SÜRECE DUYULAN GÜVEN DAHA DA BİR ÜST SEVİYEYE ÇIKACAKTIR”
Coşkun, yasanın hazırlanmasıyla bölge halkının sürece olan güveninin artığını ifade ederek, şöyle konuştu:
“Bölgede iki yıldır devam eden bu çözüm sürecine zaten ciddi bir destek söz konusuydu. Bu desteğin daha da artması ve sürece olan güvenin duyulabilmesi için birtakım somut adımların atılması gerekiyordu. Çünkü insanlar süreci her ne kadar desteklediklerini belirtiyorlarsa da süreç dahilinde bir somut adımın atılmaması sürece yönelik kuşkuları artırıyordu. Daha önce de birçok süreç oluşmuştu ama onda başarılı bir netice ile çıkılmamıştı. Dolayısıyla geçmişe dönük bir kaygı da söz konusuydu. Şimdi bu yasanın Meclis’e gelmesi, Meclis’ten çıkması ile birlikte sanırım toplumdaki güven duygusu daha da yükselecek. Ama asıl güven yasanın somut çıktılarını gördüğümüzde yükselecektir. Yani bu yasa uygulanmaya başladığında, insanlar hapisten çıktığında, Avrupa’dan döndüğünde dağdan inildiğinde o zaman bu sürece duyulan güven daha da bir üst seviyeye çıkacaktır.”
“HEM TOPLUMDA BİR MUTABAKAT VAR HEM DE SİYASAL ALANDA BİR MUTABAKAT VAR”
Akil İnsanlar Heyeti’nde yer aldığı 2013’teki çözümü süreci ile bugün yürütülen süreci karşılaştıran Coşkun, şunları kaydetti:
“Çeşitli farklılıklar var. Yani hem iç siyaset açısından hem dış siyaset açısından farklılık var. İç siyaset açısından 2013-2015 çözüm süreci, süreç için bugünkü kadar elverişli değildi. O zaman çok keskin bir muhalefet vardı sürece yönelik. Özellikle MHP’nin milliyetçi kesimlerde oldukça etkili olan bir muhalefeti söz konusuydu. O dönem ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin ise etkin bir desteği yoktu. Süreç, AK Parti ve o günün HDP’si üzerinden yürüyordu. Bu da sürecin toplumsal alandaki ayağını biraz güçsüz kılıyordu. Bugün ise İYİ Parti dışında bütün partilerin bu sürece destek verdiğini görüyoruz. Bu son derece önemli. Sürecin demokratik meşruiyet ve siyasal mutabakat üzerinden yürümesi bağlamında parlamentodaki bütün partilerin bu sürece destek veriyor olması oldukça önemli bir parametre. Nitekim parlamentoda bir komisyon kuruldu. Yine İYİ Parti dışında bütün parlamentodaki partiler bu komisyona katıldılar. Ortak bir rapor çıktı. Bu ortak rapora da yine bütün partiler imza attılar. Dolayısıyla hem toplumda bir mutabakat var hem de siyasal alanda bir mutabakat var. Bu son derece önemli.”
“PKK SİLAH BIRAKACAK, SİLAHIN GÖLGESİ SİYASETİN VE TOPLUMUN ÜZERİNDEN KALKACAK”
“Dış, dinamikler açısından baktığımızda da yine 2013-2015 çözüm süreci o sürecin başarılı olmasını sağlayacak bölgesel faktörleri kendi içerisinde barındırmıyordu” diyen Coşkun, şöyle devam etti:
“Yani ne Avrupa Birliği’nden ne Amerika’dan dönemin sürecine yönelik bir etkin destek söz konusu değildi. Oysa bugün, bölgesel faktörler de yine sürecin başarılı olması konusunda oldukça belirleyici bir noktada duruyorlar. O nedenle hem iç politika açısından hem dış politika açısından süreçte farklı iki farklı süreç yaşıyoruz. Yine sürecin mimarisi farklı. 2013-2015 çözüm sürecinde önce birtakım demokratikleşme adımlarının atılması ve ondan sonra PKK’nın silah bırakması gündeme gelmişken, şimdi ise PKK’nin silah bırakması ilk gündem maddesi haline geldi. Yani önce PKK silah bırakacak, silahın gölgesi siyasetin ve toplumun üzerinden kalkacak, ondan sonra siyasal alanda birtakım adımların atılacak şeklinde bir süreç mimarisi yapıldı ve bunun üzerine yürüyor. Dolayısıyla sürecin mimarisinde de farklı.”
“İLK DEFA BU KADAR, BU SORUNUN ÇÖZÜLECEĞİNE DAİR GÜÇLÜ BİR ADIM ATMIŞ OLDU”
1993’ten bugüne kadar Türkiye çeşitli defalar çözüm süreçlerin denendiğini anlatan Coşkun, “Yani kimisi toplumun bilgisi dahilinde, kimisi gizli bir şekilde yürütüldü. Ama ilk defa bu kadar, bu sorunun çözüleceğine dair güçlü bir adım atmış oldu. Daha önce hiç bu aşamaya gelmemişti süreçler. İlk defa bu aşamaya gelmiş olduk. Bu da sürecin başarıyla bitmesi noktasında insanları daha ümitvar kılıyor” ifadelerini kullandı.
“BAZI HÜKÜMLERİN AF OLARAK NİTELENDİRİLECEĞİ KONUSUNDA HUKUKÇULAR ARASINDA TEKNİK BİR TARTIŞMA VAR”
Türkiye’de bazı kesimlerin yasada gizli af olduğu iddialarına ilişkin değerlendirmede bulunan Coşkun, şöyle devam etti:
“Yani bir af tartışması yürüyor. Burada gizli bir husus yok. Zaten yasa teklifi kamuoyuna da Meclis’e de sunuldu. Herkes bu yasa teklifinin ne içereceğini ne içerdiğini gayet iyi biliyor. Yasada herhangi bir aftan bahsedilmiyor. Fakat buradaki bazı hükümlerin af olarak nitelendirileceği konusunda hukukçular arasında teknik bir tartışma var. Özellikle 5 yıllık ve 10 yıllık ertelenmeler söz konusu. Ama bu yasa teklifiyle oluşturulacak bir kurul bu süreleri daha asgariye çekebilir. Bu daha asgariye çekip onlara ertelenmiş olan haklarını kullanma imkânları verebilir. Yine, yasa teklifine göre kimi hukukçular bunu af olarak nitelendiriyorlar ve dolayısıyla af hükümlerine tabi olması gerektiğini söylüyorlar.
“AF OLABİLMESİ İÇİN MECLİS’TE 360 MİLLETVEKİLİYLE ONAYLANMASI LAZIM”
Burada şöyle bir incelik var: Eğer bu yasa tasarısı Meclis’te, beşte üç veya üçte ikili gibi çoğunluk üzerinde bir çoğunlukla kabul edilirse bu af tartışması da aslında biraz tali bir tartışma haline gelecek. Çünkü af olabilmesi için Meclis’te 360 milletvekiliyle onaylanması lazım. Ama zaten gördük ki 360 milletvekili buna oy verdi. Muhtemelen kabulü esnasında daha fazla oy da çıkacaktır. Bu 360 veya 400’ün üzerinde bir milletvekilinin oyuyla kabul edilmesi iki açıdan önemli. Sizin söylediğiniz gibi eğer bir af itirazı olursa Anayasa Mahkemesi’ndeki denetimi konusunda bu sayı oldukça önem taşıyacak. Ve ikincisi tabii ki 400’ün veya 360 üzerinde bir destek, bu yasanın demokratik meşruiyetini güçlendirecektir.”
“BENİM DE MESELA BU KONUDA KULLANILAN TERİMLERE İLİŞKİN BAZI KAYGILARIM VAR”
Bazı hukukçuların yasadaki terimlere ilişkin yaptıkları eleştirilere ilişkin konuşan Coşkun, “Burada kullanılan terimler konusunda eleştiriler getirilebilir, farklı terimler öngörülebilir. Benim de mesela bu konuda kullanılan terimlere ilişkin bazı kaygılarım var. Uygulamada bunun nasıl olacağını görmek lazım. Örneğin, PKK/KCK bağlı örgütler diyor. Acaba bu bağlı örgütlerden kastedilen nedir? Burada bir açıklık yok. Bu uygulama içerisinde gerçekleşecek. Yine müsadereye ilişkin bir hüküm var. Sabit bir karar yokken sanki sabit bir karar varmış gibi, müsadere yapmak Anayasa’daki mülkiyet haklarını ihlal eder mi? Burada önemli bir tartışma, konusu var” diye konuştu.
“KULLANILAN KAVRAMLARIN BAZILARI ELEŞTİRİLEBİLİR”
Hukuk tekniği açısından yasanın değerlendirilecek, eleştirilecek bazı hususların olduğuna vurgu yapan Coşkun, şunları söyledi:
“Erteleme konusunda örneğin bir kişi, suçu ertelenen bir kişi eğer terör suçu işlerse erteleme ortadan kalkıyor ve kişi cezasını çekmeye başlıyor. Ama terör suçu kavramı bizde son derece geniş kullanılan bir kavram. Dolayısıyla kişilerin bu anlamda bu haktan istifade etmelerinin önünde bir engel de teşkil edebilir. Dolayısıyla kullanılan kavramların bazıları eleştirilebilir. Bunların daha belirli bir hale getirilmesi istenebilir. Sanırım Meclis’teki komisyon görüşmeleri sırasında bu konular da ele alınacaktır. Bu konuda birtakım özenli ifadelerin kullanılması, değişikliklerin yapılması bu yasa tasarısını daha güçlü kılacaktır. Bu yasa teklifini daha güçlü kılacaktır.”
“SÜRECİN AMACI SİYASETİN ÜZERİNDE SİLAHIN EGEMENLİĞİ, HAKİMİYETİ KALKSIN”
Bu yasanın Kürt meselesini çözmeyi amaçlayan bir yasa teklifi olmadığına dikkat çeken Coşkun, şunları söyledi:
“Başından itibaren bu süreç de öyle kurgulanmadı zaten. Bu sürecin tek bir gayesi vardı: PKK’nın silahsızlandırılması. Kürt meselesine ilişkin atılacak adımlar ise siyaset alanına bırakılacağı ifade ediliyordu. Yani siyasetin üzerinde silahın egemenliği, hakimiyeti kalksın, Kürt meselesine uygun, Kürt meselesiyle ilgili talepler siyasetin uygun koşulları içerisinde konuşulsun. Sürecin amacı bu. Elbette ki silahın ortadan kalkmasının ben son derece önemli ve değerli olduğunu düşünüyorum. Kürt meselesi açısından da son derece kıymetli bir gelişme olur bu. Çünkü bugüne kadar Kürt meselesiyle bağlantılı olarak dile getirilen bütün demokratik talepler, terör, şiddet, gerekçe gösterilerek bir şekilde kriminalize ediliyordu. Bu imkan ortadan kalkacak.”
“KÜRT MESELESİNDEKİ TALEPLER SİYASET İÇERİSİNDE DEĞERLENDİRİLECEK”
Hukukun daha fazla öne çıkacağı, siyasetin daha fazla belirleyici olacağı bir döneme girileceğini dile getiren Coşkun, “Kürt meselesine gelince o oldukça geniş bir konu. Çünkü burada yasal ve anayasal talepler var. Yerel yönetimlerin yetkisinin artırılmasından kapsayıcı bir vatandaşlık anlayışına, kültürel haklara ve ana dilde eğitime kadar oldukça geniş talepler var. Bu talepler siyasetin içerisinde mutlak manada değerlendirilecek ve bunun mücadelesi de verilecektir. Türkiye, Kürt meselesinin şiddet boyutunu bu yasa teklifiyle önemli oranda çözecek gibi görünüyor. Ama geri kalan yasal ve anayasal talepleri de çözmesi lazım ki, bu barış iklimi kalıcı bir iklime dönüşebilsin” şeklinde konuştu.




