(AYDIN) – CHP Tarım ve Orman Politika Kurulu Başkanı Sencer Solakoğlu, üreticilere kooperatifleşme ve markalaşma çağrısı yaparak, “Bizim markalaşma zorunluluğumuz var. Hesap sorabildiğimiz kooperatif yapıları, parayı bölüşen, kâğıt üzerinde bırakıp hep daha fazla makam arabalarına binen veya yatırımını büyüten değil, çiftçisine, ortağına faydalı olan kooperatif yapısına döndüğümüz zaman muvaffak olabiliriz” dedi.
CHP Aydın İl Başkanlığı’nın düzenlediği “Kazanan çiftçi, büyüyen Türkiye buluşmaları” sürüyor. İki günlük programın bugünkü bölümünde İl Başkanlığı’nda yapılan açıklamanın ardından CHP Tarım ve Orman Politika Kurulu Başkanı Sencer Solakoğlu, Aydın İl Başkanı Hikmet Saatçı, CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Genel Koordinatörü ve Aydın Milletvekili Bülent Tezcan, PM üyesi Emine Uçak Erdoğan ile Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’den oluşan heyet, Bozdoğan ilçesi Eymir Mahallesi’nde üreticilerle bir araya geldi.
“İneğin ne olduğunu, buzağının ne olduğunu bilmeyen insanlara anlatmaktan yoruldum”
Toplantıda konuşan Solakoğlu, şunları söyledi:
“Sizden, bütün üreticilerden hangi partiye gönül verdiğinizle ilgili en ufak bir ön yargım yok. Ama biz net, somut, örgütlü bir şekilde geliyoruz. Ve bu yolda bizi desteklemeniz hepimizin ve ülkemizin çıkarı açısından en faydalı olandır. Hepinizden, eğer inanıyorsanız, beni tanıyorsanız, tanıdığınız kadar güveniyorsanız… Ben bugüne kadar çizgimi kimse için hiçbir zaman değiştirmedim. Hele para, pul veya şan, şöhret istemiyorum. Zaten tanımıyorum. Zaten Allah’a çok şükür, imkânlarım da yeterli. Benim gerçekten istediğim, bütün bu yarattıklarımı, evlatlarıma devredebilmek istiyorum. Yani sürdürülebilir… Bu, bir nesil sonrası, bir nesil sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nin gıda egemenliğine kavuşup ondan sonra sürdürebilmesi benim derdim. Ben bunun için yollara çıktım. Bunun için bugün köyünüzdeyim. İki gündür Aydın’dayım. Bundan sonra da yorulmadan bütün Türkiye’yi, mümkün olduğunca bütün ilçeleri gezip çözüm önerilerimizi anlatıp ama işin özünün ne olduğunun farkında olduğumu… Mevcut hükümetin üç bakanıyla yakından çalışmama rağmen ineğin ne olduğunu, düvenin ne olduğunu, buzağının ne olduğunu bilmeyen insanlara anlatmaktan yoruldum. Ve eleştirdiğim zaman hep bana ‘Sen siyaset yapıyorsun, CHP ağzıyla bize konuşuyorsun’ eleştirilerinden de bıktım. Madem öyle, al sana siyasetse onun da en iyisini yapacağım.
“Ülkenin gerçek çıkarlarına hizmet etmediklerini defalarca şahit oldum”
Göreceksiniz, ben siyaseti ülkemizi daha iyi bir yere getirebilmek için, gıda egemenliğini yeniden oluşturup, bizim yurt dışına bağımlılığımızı azaltıp ama her şeyden önce markalaşıp, akıllıca çalışıp para kazanmamızı sağlayacağız. Bakın, sadece çalışıp üretmek yetmiyor. Bizim markalaşma zorunluluğumuz var. Bakın zeytin. Biz gerçek altın madeninin üstünde oturuyoruz Türkiye’de. Zeytinin anavatanı ama bir tane markamız yok uluslararası. Ve biz bu altını şöyle elimizle, şöyle kazsak, kazmayla kazsak alacağız. Elimizde kazma da var da nasıl kullanacağımızı bilmiyoruz. Bizim derhal küçük üreticileri kooperatifleştirip, bunları da kooperatiflerin üzerinden, mevcut kooperatif yapısı gibi asla değil, kooperatifin sağladığı kat… Üretimi zaten biz yapıyoruz. Kooperatif olsa da olmasa da yapıyoruz. Ondan sonraki kısmında ürünü yarı mamule veya mamule çevirip, ambalajı, etiketi yani bizim üretici olarak kafamızın ermediği, becerimizin olmadığı pazarlama vesaire gibi faaliyetleri kooperatifin yapıp sağladığı katma değeri de her yılın sonunda ortağı olan 15-20 üreticisine nakden verdiği bir sisteme çevirmemiz lazım ki…
Örnek veriyorum: Burada zeytinyağı kooperatifi kurduk, markasını yarattık. Güzel de satışlarımız var. Bu sene işte 20 tane üreticiyiz. Birlikte bir tonaj yakaladık diyelim. Herkes adam başı 700 bin lira bu sene kooperatif dağıttı. Bakın, bir sonraki sene ne olacak biliyor musunuz? O 700 bin lira 650 bin liraya düşerse hepimiz gidip hesap sorarız. Kooperatifin başındaki yöneticisi de ‘Biz geçen sene bunu kesin 1,5’e çıkarmamız lazım, insanlara faydalı olduğumuzu ispat etmek için’ diyecek. Yani hesap sorabildiğimiz kooperatif yapıları, parayı bölüşen; kâğıt üzerinde bırakıp hep daha fazla makam arabalarına binen veya göbeğini büyüten veya yatırımını büyüten değil, çiftçisine, ortağına faydalı olan kooperatif yapısına döndüğümüz zaman biz ancak muvaffak olabiliriz. Dolayısıyla sizden rica ediyorum: Ben birliklerde, derneklerde, odalarda, bakanlıklarda her yerde çalıştım. Her yerde tecrübe edindim. Görüyorum, yapılması gerekeni de görüyorum ama ben hedefi Türkiye’yi başarıya ulaştırmak olan kimseyi tanıyamadım bu hükümet içinde. Herkes siyasi çıkarlarını, bakan dahil, hep partisinin ve siyasi çıkarlarını ön plana tuttu. Ülkenin gerçek çıkarlarına hizmet etmediklerini defalarca şahit oldum.
“25 yıl AK Parti’ye oy verdi bu ülke”
Bunu başka konuşmalarında, domuz etiyle ilgili yapılan, ihracat mallarının dönmesiyle ilgili yapılanları… Bakın, Türkiye çam balı üretiminin yüzde 92’sini tek başına karşılıyor. Bunu biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti tek başına, dünyadaki Avustralya’sından, Çin’inden, Rusya’sından, Güney Amerika’sına kadar dünyadaki çam balının yüzde 92’sini üretiyor. Bir tane markamız yok, mübarek. Bu vizyonsuzluktur. Bu umursamazlıktır. Hep problem çıktığı zaman problemi çözmeye çalışan ama tarımın tesisinden anlamayan iyi niyetli insanların bizi getirdiği yerdir. 25 yıl AK Parti’ye oy verdi bu ülke. Saygımız sonsuz ama bunu değiştirip biz 5 yıl bu ülkeyi yönetip ondan sonra takdiri size bırakmak istiyoruz. Başarılı olduysak devam ederiz. Olmadıysak seçim sandığı gelir. Tapusunu istemiyoruz kimsenin. Ama bu değişime açık olmanız için net, somut ne yapacağımızı sizinle paylaşmak istedim.”
“AK Parti döneminde çıkar grupları iktidarda hâkim”
Toplantıda üreticilerin sorularını yanıtlayan Bülent Tezcan ise CHP iktidarında bakanların görev sürelerinin çıkar gruplarına göre şekillenmeyeceğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“En azından son 23 yıllık iktidar pratiğinin size öğrettiği bir şey bu. AK Parti döneminde çıkar grupları iktidarda hâkim. Çıkar gruplarının iktidar içerisindeki mücadelede dengeye göre bakanlar gidiyor, geliyor. Sana sanayici hâkim olursa onun çıkarlarına göre… Onun işine gelmeyen bakanın defterini dürüyorlar, başka bakan getiriyorlar. Bu hangi iktidar? AK Parti iktidarı. Biz 23 yıldır böyle bir iktidar tecrübe ettik. Dolayısıyla bunu sormanız var ama şöyle bakacaksınız: Bizim Anadolu’yu, Trakya’yı, Türkiye’yi adım adım gezerken vaat ettiğimiz iktidar, genel başkanımızın, Cumhurbaşkanı adayımızın vaat ettiği iktidar; çıkar gruplarının ve rant çetelerinin iktidarı değil. Üreticinin iktidarı, çiftçinin iktidarı, emeklinin iktidarı, işçinin iktidarı, alın teri döken insanın iktidarı. Hedef, bu ülkeyi nasıl zenginleştireceğiz, o zenginliği nasıl paylaştıracağız? Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, Sayın Sencer Solakoğlu’nun biraz önce anlattığı o güzel, tarımı kalkındıracak, ülkeyi zenginleştirecek politikalarına karşı herhangi bir çıkar grubunun ayağına basıldı diye Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında hiçbir bakanın defteri dürülmez, ayağı kaydırılamaz.
Onun için tablo bir kere çok net. İkincisi de iktidar içerisinde ülkede biz kalkınmayı topyekûn kalkınma olarak görüyoruz. Yani tarımı kalkındırırken sanayiyi atalım; sanayiyi kalkındırırken çevre mahvolsun, gitsin… Jeotermal enerji ihtiyacımız var, jeotermaller sınırsızca verilsin; 2 bin 800 maden ruhsatı iktidara yakın bir siyasetçinin şirketine verilsin ama Menderes Nehri kirlensin, Aydın Ovası kirlensin, sularımız kirlensin, hava zehirlensin; bu hiç umurumuzda değil diyen bir vahşi ekonomi anlayışına sahip değiliz. Kalkınma bir bütün. O kalkınmada tarımı kalkındırırken sanayi, ticaretle; çevreyle barışıp, yeşil ekonomiyi güçlendirecek bir topyekûn bakışa sahibiz. Onun için bu çerçevede meseleye baktık. Bir kadroyla geliyoruz. O kadro işini doğru yaptığı ve milletin gönlünde taht kurduğu sürece, milletle arasına mesafe koymadığı sürece hiç kimse onu değiştiremez.”




