Haber: Hilal SOLMAZ
(İSTANBUL) – Türkiye’de belgesel sinemanın önemli isimlerinden biri olarak görülen yönetmen İlkay Nişancı, “Yavaş Ölüm” ile bu kez odağını Afşin-Elbistan’daki ekolojik yıkıma çeviriyor.
Yönetmen İlkay Nişancı, uzun yıllardır ekoloji ve emek eksenli belgeseller üreten bir isim. “Hamallar”, “Kamilet “ve “Eko Eko Eko” serisiyle dikkat çeken Nişancı, son olarak “Zamanın Kıyısında Sınav” belgeseliyle Adana Altın Koza Film Festivali’nde “En İyi Belgesel” ödülünü kazandı.
Türkiye’de belgesel sinemanın önemli isimlerinden biri olarak görülen yönetmen, “Yavaş Ölüm” ile bu kez odağını Afşin-Elbistan’daki ekolojik yıkıma çeviriyor.
İlkay Nişancı’nın yönettiği, TEMA Vakfı’nın katkılarıyla hazırlanan “Yavaş Ölüm” (2025), Afşin-Elbistan Termik Santrallerinin bölgedeki ekolojik yıkımını ve halk sağlığı üzerindeki etkilerini odağına alarak 45. İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluştu. Yönetmen İlkay Nişancı ve belgeselin anlatıcılarından Aslı Odman, hem filmin çıkış sürecini hem de bölgede yaşanan yıkımı ANKA Haber Ajansı’na anlattı.
Nişancı, Afşin-Elbistan’ın tekil bir örnek olmadığını özellikle vurgulayarak, “Bunun küçüğü büyüğü yok, hepsi birbirine bağlı. Elbistan’da gördüğümüz şey, sistemsel bir problemin en görünür hâli” dedi. Santralin hemen yanında bir kasabanın bulunmasının, yıllara yayılan tahribatı çıplak biçimde izlenebilir kıldığını belirten Nişancı, bölgeyi “bir çöküşün bütün izlerini takip edebildiğimiz bir yer” olarak tanımladı.
Nişancı’ya göre termik santral yalnızca çevreyi kirleten bir yapı değil, aynı zamanda bütün bir yaşamı dönüştüren bir mekanizma. Kömürün çıkarılmasıyla başlayan süreçte ovanın suyu çekiliyor, toprak yapısı bozuluyor ve üretim zinciri boyunca doğa sürekli yeniden tahrip ediliyor. Yönetmen, bu sürecin sonunda ortaya çıkan tabloyu “doğa, insan ve tüm ekosistemin birlikte zarar gördüğü bir düzen” olarak özetledi.
“Bir ovanın tamamına yayılan bir yıkım süreci”
Belgeselin anlatıcılarından Aslı Odman ise sahadaki ilk karşılaşmasını “ölçekle yüzleşme” olarak tarif etti. Daha önce ağır sanayi alanlarında bulunmuş olmasına rağmen, Elbistan’daki yıkımın büyüklüğünün bambaşka olduğunu belirten Odman, “Bir ovanın tamamına yayılan bir üretim ve yıkım süreci var. Kömür çıkarılıyor, bantlarla taşınıyor, santralde yakılıyor ve tekrar zehirli bir madde olarak doğaya geri dönüyor” dedi.
Odman, bu sürecin yalnızca çevresel değil, doğrudan yaşamsal bir yıkım yarattığını vurguladı. Ovada su kaynaklarının çekildiğini, havanın sürekli kirli olduğunu ve bunun tüm canlıları etkilediğini belirten Odman, “Bu sadece bir santral değil, üretimle yıkımın aynı anda işlediği bir sistem. Ve biz bunu ilk kez bütünlüklü olarak görebiliyoruz” ifadelerini kullandı.
Bu kül 40 yıldır yağıyor
Söyleşide en çarpıcı başlıklardan biri halk sağlığı oldu. Odman, bölgede neredeyse her hanede birden fazla ölüm vakası görüldüğünü belirterek, “Kanser, kalp krizi, beyin kanaması… Bunlar artık olağanlaşmış durumda. Çocuklarda ve hayvanlarda sakat doğum oranları çok yüksek” dedi. Bu tabloyu “yavaş ilerleyen bir yok oluş” olarak tanımlayan Odman, insan sağlığı ile çevresel tahribatın birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı.
Nişancı ise filmde özellikle bir sahneye dikkati çekerek, çekim sırasında bir bölge sakininin, “Bu kül 40 yıldır yağıyor, şimdi mi geldiniz?” sözlerini nakletti ve bu ifadenin, yaşanan yıkımın ne kadar uzun süredir devam ettiğini ve nasıl görünmez kılındığını açıkça ortaya koyduğunu söyledi.
Her iki isim de “Yavaş Ölüm”ün yalnızca bir belgesel değil, aynı zamanda bir yüzleşme alanı olduğunu vurguladı.
İstanbul’daki gösterimlerinin ardından farklı festivallerde de izleyiciyle buluşacak olan “Yavaş Ölüm”, Elbistan Ovası’ndaki sessiz yıkımı kayıt altına alan güçlü bir tanıklık olarak öne çıkıyor.




